Kar Tanesi

Kar tanesi hafifliğinde her dokunuşunda yüzüne, 
Gülümsetiyor seni. 
Biliyorsun ki dokunmak istiyorsun. 
Kıyamıyorsun kırılacak diye. 
Hayat.!
Telaşlı geçmekte olan an'lar, 
Geri dönmeyeceklerinden doyasıya yaşatıyorlar onu. 
Gelecekte bir gün geçecek diye umut bağlamadan, 
Varken,  şimdiyi yaşamalısın. 
Baharda çiçek gibi gelecek. 
Kıskançlığını bir kenara iterek sadakatin tadına varacaksın. 
Kendi düşürdüğünü yakalamak için dalıştaki kuşların sevinci 
Güldürecek seni. 
Bomboş arabada kendince konuşup gülümseyen insanlar şaşırtmayacak. 
Tesadüf bu ya, aynı plakalara algıda seçicilik diye sığınacaksın. 
Hep tebessüm ettirecek onlarca durum göreceksin, 
Sabahın vazgeçemediği karanlıklarda. 
Hasretliğe, 
Kavuşmanın yanındaki cüce halindeyken güleceksin. 
Karşı yamaçlara bile gönderemediğin sözlere, 
Kıyamıyor olacaksın. 
Duyulmasından ürkerek kulağına zerk edeceksin.
Sobanın sıcaklığında uyuşsa da bedenin, 
Aklın onda seyahat edecek. 
Kucağında kırık dökük umut kırıntıları ağırlığını kaybedecek. 
Üstüne düşen gölgeler gri tonlarında renk verecek. 
Camların dokunduklarında "çın"lamaları,
Yeni umutların gebeliğinde son bulacak. 
Doğum sancıları gelmeden yeni gebeliklere gebe olacaksın. 
Kar tanesi kadar hafif olacaksın. 
Her kar tanesinde ona yağacaksın. 
Kar tanesi kadarsın, 
Bir tanesi kadar olamayacaksın.   

"O"

Hayat, "başlangıçlarla bitişlerin toplamıdır" desem kabul eder misin? Hepimizin varsa bu ilk ve sonları, işte budur hayat. Senin gibi. Hayatım gibi.
Ne kadar sıradan yaşasan da herhangi bir günü "o" değiştirecek işte. Böyle değiştirecek ;

Simsiyah gözleri ve ışıldayan yansımaları ile göç ettirecek seni huzura. Hayata. Sandık dolusu kokuları iteceksin bir kenara. "O" an. Yaşamayı değerli kılan "O". 

Uzun zaman nadasta olan toprağın, yeni sürülmüşlüğündeki tazelik. Cana can katan kokusu. Uzakta kalan hayata davet gibi. Bir nefes. Hasret giderircesine derin, baş döndüren yenilenme. Bitmişliğe yeni başlamanın taşikardisi. 

Hayat, bu başlangıçlığın bitmeyeni arasındaki umut işte. Her derin bakışında yeni izlere damga vuran. Gelişlerindeki bilinmeyen, daha da geleceğin öyküsü. Kulakların şahit olduğu huzurun melodik sesi. "O".

Mirasını, alıp yıllar öncesinden, bitmeyen bugünlere taşıyan. Gözlerindeki neme kayıtsız kalmak gibi çocukça inat. Ah be çocuk. Anlasana. Kendini başkalarının içine atacağına, içindeki kendini özgür kılsan ya. 
O senin hayatın. 

Çünkü hayat "seninle, onun" toplamıdır. Hayat sendeki "o"dur.
Hayattır. 
   

Aramızda Kalsın.!

Aramızda kalsın.! 
Bazen olmuyor. Nedendir bilinmeyecek. Sonuç yine olmuyor. İçini titreten o yine arayacak ve senin yelkenlerin suya inecek. Bir kez daha. Onlarca, yüzlerce, binlerce. Sesinin titrediğini bilerek boğazındaki düğümü çözmek isteyeceksin. 
Aramızda kalsın.!
O işte. Kulağını fısıldayan sesi ile rüzgarlara meydan okuyan titreşim. 
Hesabı ödeme isteğine duvar olan tavırlarına. Kızgınlığın nefrete dönüşmesine izin vermeyen ılıman iklimine. Hayret edeceksin.
Aramızda kalsın.! 
Vazgeçecek mi senden? Sen istedin diye ondan? Yoksa kıskançlık şelalesine daha fazla su vererek çağlayanlara mı nispet edecek?
Aramızda kalsın.!
Bende kalacak mı?

12.02.12

Uzun ve sarhoş gecenin ardından,
Sabah oluşuna bir tebessüm ile uyanmak,
İçinde olabileceklerin ılık esintisi,
Gün, güneş içini geçip giderken
Kırılası ellerin uzandığı teknolojik nimet...
Bir anı..! Hayalinde yaşamak istediğin bir an..!
Kilidi olmayan kumbaradan birikimlerini almak istercesine,
Zamanın artırdıklarını harcamak istediğin,
Akşamdan kalma yarım kutlamaya davet,
Gecenin kredisini önceden kullanma icabeti.
Şimdi kullanıp sonra kullanamama yüzsüzlüğü.
Sebep..?
Kalıcı o karede olamamak.
Yarım yamalak tanıdığın kişilerin ilgisizliği
Asıl bildiğinin ilgisi...
Bir fotoğraf.
"Arkadaş olalım" yerine "arka ol" dersi gibi
Yapamam deyişinin bilinmeyen nedenine
Adını veren gün.
12.02.12
Doğum günü mü? O birilerine kutlu olsun.
Ya sana?


12.02.12 
Kendinle Face'leştiğin gün







Omuzdaş

Hacı Bey' in Muzafferin yeri. Senden büyük olan herkesin mutlaka suyunu içtiği, kokusunu dışarı cömertte verdiği sıcak mekan. İçeriyi bir kaç saniye görmek için çıkan birisini beklediğin tahta kapı. Kapısına kilit vurulmadan yaşamını özgürce devam ettiren dosthane.
Merak edeceğin içerisinin dekoru ya da kimlerin olduğu değil. Ortaya konulan omuzdaşlıklar. Her ne kadar omuzdaş arkadaş demek olsa da burada anlam değişiveriyor. Olmamış olaylarda kendi kahramanlıklarının rol aldığı hikaye anlatıcısı demek. O yüzden her biri ayrı bir hayat hikayesi gibi gelecek sana. Dinlemenin saflığı boyutlaşacak. "Yok artık.!", "bu kadarı da olmaz ki.!" dedirten hayret ettirecek sana.   Hatta anlatan bile inanacak kendi omuzdaşlıklarına.  

İçerideki koku caddeye vurunca, hikayelerde ayaklanacak. Süzülüp kapı aralığından özgürleşmeye, gelişmeye firar edecek. Nasıl olacaksa, duyduklarından yeni hikaye çıkarırcasına değişecek esasından. Karabey'in Ayhan, Maliç'in Ahmet, Küçük Mehmet, Abacı'nın Hasan, Çerkez'in Vedat vb. Ortak özellikleri yürümeleri, hareketleri, anlatımları ile kendilerini hemen ayırt edeceksin. Başka bir hal alıyor olacaklar. Hatta omuzdaş'ın duvarına değdikleri bile efsaneleşecek. 

Ustaları, Muhtar Fikri, Madara Mustafa, Kuşçu Naci, Meriç İsmail, Çorbacı Sait' den devrolan bu meşhuriyet devam edecek bir nesil daha. Elden ele bedelsiz akıp giden miras gibi. Ne zaman ki herhangi birini oturur göreceksin, hemen yanında yer alarak bekleyeceksin kalabalığın içinde. Kimbilir bu defa ne çıkacak sihirli hafızalardan. Omuzdaşlardan. 

"Daş" takısı bir olmayı tamamlıyor sanki. Arkadaş, karındaş, gardaş, yoldaş, dertdaş. Kendiliğinden gelişen duyguların buluşma yerleri. Beklentilerin yok olduğu birliktelikler. Karşı konulmayan gelişlerin ev sahipleri.

Sevgidaş.! Karşılıklı mı olmalı mutlak. İçerdiği formüllerde sonuç mu gerekiyor sence de? Kendin olabilecek misin? Beklenti bu diye bir çarpan ile doğru rakamları bulmak mı istiyorsun? Sınırlar içinde özgür olmak saflığı mümkün mü?

Haydi o zaman. At gitsin "daş" lığı. Arkasında olmak, omuzunda ağlamak, derdinde bulunmak, yolunda tutunmak  için. Sevmek için.

Olmadan, var olmak için..!  

Bendeki Seni

Bir gün ayakların yerden kesilecek. Bir gün bulutlar kadar hafif olacaksın. Yağmayacak olsan da olduğun yerden kalkacaksın. İçin bir boşluğun içinde yer alacakken, sen yer değiştireceksin seninle. Gidip onun yerinden bakacaksın bir de, kendine ve ona. 

Gemiye sen bineceksin. Mendil sallayan, sen olacaksın kolun uyuşana kadar. Arkasını dönmüş giden birine, beyaz kumaş ne demek anlayacaksın. Onu uğurlamaya bir de uğurlanan için bakacaksın. Geride neleri bıraktığının ağırlığında yığılıp kalacaksın güvertede. Önünde sonsuz maviliğin boşluğunda yüzeceksin. 

Yılların her anından intikam alacaksın onun yerine. Neden diye sorulara cevap ararken kendini eksik göreceksin. Soğumaların yerine sıcaklığın sızlamasını tadacaksın. 

Bir kere, yalnızca bir defa aşık olmanın keyfini anacaksın ömrünce. Bir sürü sevmelerinin tam orta yerinde.  Bir defa aşık olmanın ışığı ile aydınlanma ayrıcalığı sen olacaksın. Sadece seni sevmenin çılgın duygularında yüzmek ne demek, o zaman anlayacaksın. 


Gökyüzünden süzülüp gelen pamuk taneciklerinin sana düşmelerine dokunacaksın. Onca arasından sana gelmenin erimeme isteğini tadacaksın. Kendisini sana beğendirmenin cansız çırpınışlarında,  sende nasıl can bulduğunu bileceksin. 


Sen de, seni tanımadan tanıyanların kıskanç bakışlarını yakalayacaksın. Bir de onların gözünden bakacaksın kendine. Ve ne kadar haklı olduklarını bir kez daha göreceksin. Sana, başka şık olmadan aşık olan birinin ne hissettiğini  anlayacaksın.


Ne dersin? Yapacak mısın?  


Görmek ister misin?