Onüç Temmuz sıcağı. Henüz ben gençliğimin sıcağında. Büyümeme, olgunlaşmama verdiğin katkı.
Ne olduğumu tam anlayamadan seni anladım. İlk kucağıma aldığımda, ilk bakışlarında. Bir tuhaf esinti verdi nefesin, doğduğumdaki gibi tarifsiz. Can kattın, nefes kattın.
Duruşun ile, davranışların ve tutumların ile koskocaman ADAM oldun her yeni yaşında.
Ve her yeni yaşın ile beni de büyüttün. Bana da öğrettin delikanlılığı.
Dünya'da yaptığım en iyi iki şeyin ilki idin, büyüğü idin.
Seni seyrettim yine bu sabah çıkmadan. Uzun ve hayranlıkla seyrettim. Birlikte verdiğimiz mücadeleler geldi gözüme.
Ve bunlardan kazanarak çıkışımızda, senin değerlerini yineledim. Özgürlüğüne olan bağlılığına hayran kaldım. Sevgine olan sadakatine.
Asi ve fırtınalı düşüncelerin cazip geldi. Mücadelen.
Sen cansın. Gençliğin gençliğim, sevdiğin evladım.
Temiz yaşa, adınla yaşa.
Mustafa'm...
Alıntı
Dünya'ya
geldiğim ilk gün belkide baba olduğunu hissettirdim sana, iyi ki hissettirmişim. Gözlerimi Dünyaya açtığımda seni tanımıyordum belki ama yıllar
sonra seni tanıdıkça eğriyi doğruyu ayırt edebildikce, senin Dünyanın en güzel
babası olduğunu, benimde çok şanslı bir evlat olduğumu anlamıştım.
Belkide sen
kucağına ilk gün beni aldığında bana manevi olarak verdiğin "Mustafa hiç bir şeyden korkma, her konuda baban arkanda, kaya gibi" hissini yaratmışsın ki bana, şu anda böyle hissediyorum. Bu sanırım senin bana verdiğin enerji ile alakalı.
Ben Dünya'nın en güzel ve en güçlü babasına "baba" dediğim için gurur duyuyorum. Senin, benim her konuda arkamda olman bana her şeyde destek oluyor olman, o güzel baba kalbinden geliyor sanırım. Sen bana kalırsa Dünya'nın en güzel
kalbine sahip babasısın. Babadan öte arkadaş, kardeş, dost, çoğu zaman anne
oldun.
Senin bizim için yaptıklarınla ve yapacaklarınla her zaman mutlu oldum
ve oluyorum da. Seni çok seviyorum iyi ki sen benim babamsın, iyi ki senin oğlunum.
Babalar günün kutlu olsun....
Mustafa
Mustafa
Bahar
Minicikken tanışacaksın bahar ile.
Sonra fark edeceksin sona kalanı,
Birisi ilk, diğeri son olan.
Aklında kalan ilki olacak, rengi, sıcaklığı, öncekinden çıkıyor olmanın nedeni.
Kimbilir, ömrü kısa olduğundan belki,
Belki gecikmesinden.
Canlı, taptaze, yeniden doğuş,
Diğerlerini es geçeceksin büyüleyici ilk olana,
Sonra fark edeceksin sona kalanı,
Sonra üşüyeceksin sonla, sonunda
Yaprağın sarardığı en zayıf anında
Vedalaşırken dalından, isteksiz düşüşüne son defa bakacaksın.
Adını son koyacaksın.
Adını sarı koyacaksın.
Sen, sonbaharın son yaprağı olacaksın.
En küçük esintinin esaretinde.
Nerede kırılıp nerede son bulacaksın.
Dalın yalın kalışına teselli olamayacaksın.
Bahar yine gelecek dallara.
Sen yok olacaksın.
En küçük esintinin esaretinde.
Nerede kırılıp nerede son bulacaksın.
Dalın yalın kalışına teselli olamayacaksın.
Bahar yine gelecek dallara.
Sen yok olacaksın.
O Şimdi
"Merhaba" dediğin gün başladı her şey,
Öncekileri yok sayarcasına, ağlamaların ile verdiğin cevap. "Merhaba"
O, kırmızımsı ve buruşuk halin ile
Bekleyenlerin hasretini sona erdiren gelişine. "Merhaba"
Olgunluğuma en güzel hediye idin. Babalığa.
Zor yıllar geçirdin kaderine inat, kader arkadaşlarınla.
Şimdi yolun açık olsun.
Hayatını istediğin gibi yoğuracağın, çok uzun olmasını dilediğim yolculuğunda.
Hayatını istediğin gibi yoğuracağın, çok uzun olmasını dilediğim yolculuğunda.
Kabullenmek imkansız olsa da, sessiz kaldığım hallerimle seninleyim.
Yolun açık olsun.
Yolun açık olsun.
Aynı burukluk, aynı buruşukluk, eksik olan kırmızı. İçimde saklı.
Gelişini unutturmayan bu gidişinin başlangıcına.
Gurur, hüzün ve merak edişin bu tatsız karışımına,
Artık, sen hayatla daha farklı mücadele edecek asker,
Artık, ben asker(ler) babası,hiç bırakma(yın) elimi.
Yine ilkleri başlatan küçücük yüreğinle,
Nazlı, sert, duygulu ve sıcak. Canberk.
"O şimdi Canberk"
İstersen.!
Sen bana aşık olma istersen.
Benim sana olduğum kadar yeter ikimize de.
Sen bana aşık olma istersen.
Biz oturup sabahlara kadar şarap içelim.
Sonra çıkıp yağmur altında el ele yürüyelim.
Deniz kenarında dalgaların bize vurmasına aldırış etmeden, vapurlara bakalım.
Sen bana aşık olma istersen.
Maça gidelim, küfür falan edelim,
Konsere gidelim, beraber şarkılar söyleyip yürüyerek eve dönelim.
İnip arabadan yalın ayak çimlerde yürüyelim, uçurtma uçuralım mesela.
Sen bana aşık olma istersen.
Gece olunca yıldızları seyredelim.
Masayı ben hazırlayayım, sen mezeleri sırala
Sonra çıkalım dışarı, kedilerle köpeklerle yarışalım
Birbirimizi sobeleyelim, "elim sende" diyelim bayılana kadar
Sen bana aşık olma istersen.
Duru bir çocuk gibi,
Ev yapalım, evcilik oynayalım.
Sonra oturup ciddi konular konuşalım, Dünyayı kurtaralım.
Sen bana aşık olma istersen.
Yakaladığımız komik anlara gülelim,
Konuşalım sabaha kadar, akşama kadar
Sen bana aşık olma istersen.
Yeter ki ömrümüzün sonuna kadar beraber uyuyalım, uyanalım.
Benim sana aşık olduğum kadar yeter ikimize de.
Benim sana olduğum kadar yeter ikimize de.
Sen bana aşık olma istersen.
Biz oturup sabahlara kadar şarap içelim.
Sonra çıkıp yağmur altında el ele yürüyelim.
Deniz kenarında dalgaların bize vurmasına aldırış etmeden, vapurlara bakalım.
Sen bana aşık olma istersen.
Maça gidelim, küfür falan edelim,
Konsere gidelim, beraber şarkılar söyleyip yürüyerek eve dönelim.
İnip arabadan yalın ayak çimlerde yürüyelim, uçurtma uçuralım mesela.
Sen bana aşık olma istersen.
Gece olunca yıldızları seyredelim.
Masayı ben hazırlayayım, sen mezeleri sırala
Sonra çıkalım dışarı, kedilerle köpeklerle yarışalım
Birbirimizi sobeleyelim, "elim sende" diyelim bayılana kadar
Sen bana aşık olma istersen.
Duru bir çocuk gibi,
Ev yapalım, evcilik oynayalım.
Sonra oturup ciddi konular konuşalım, Dünyayı kurtaralım.
Sen bana aşık olma istersen.
Yakaladığımız komik anlara gülelim,
Konuşalım sabaha kadar, akşama kadar
Sen bana aşık olma istersen.
Yeter ki ömrümüzün sonuna kadar beraber uyuyalım, uyanalım.
Benim sana aşık olduğum kadar yeter ikimize de.
Bugün Ben,
Yok işte bir yanım. Koskocaman bir yarım.
Zorunlu kabullenişin can acıtan hali. İsyanını günah sayacak öte beri.
Karıncanın sessiz isyanındaki feryat. Bu, insanı baştan çıkaracak yani.
Kusura bakmayacaksın canım. Sana değil bu sefer satırların dili.
Var olan bir yanım sen iken, diğer yarımın yokluğuna arayışım.
Otuzbeş yıl bugün ise yokluğunda, bir otuzbeş daha bekleyecek mi bu halim?
Biliyorum. Biliyorum ki hiç ulaşamayacağım.
Ya beyaz, ya da koyu kırmızı at ile,
Ya lacivert, ya da vişne rengi arabalarla rüyalara gelen.
Aklımdaki hali ile fotoğrafları,
Uyanışımdaki burukluk.
Ve, yeniden uyuma arzusu ile tutuşmak.
Binlerce kez canım acıdı her danışmak istediğimde.
Dokunsa istedim, görebilse istedim. Eserini.
Söyleseydi ya, söyleyebilseydim ahh.
-"Seni Seviyorum"
Yok işte. Bugün yine olamadığının dönümünde.
Tam olamadığımın gölgesinde.
İzleri varken avutan, kendisi yok işte.
-"Babamı çok özlüyorum"
Aşk?
Durduk yerde soracaklar sana.
-Aşk nedir?
İkisi birden soracak.
-Söylesene yaaa, aşk nedir?
-Bilmiyorum.
-Nasıl bilmiyorsun?
Aşk, sevgi ile dokunmanın tamamıdır diyecek biri sana,
Al birini, diğeri kalsa da aşksızlık demek olacak..
Ne yani, bunca destansı temassız, aşk olmayacak mı?
O senin dediğin, sevgi ile dokunmanın her hali ise aşk, beter..!
Aşk, bir tutkudur diyor öbürü
-Nasıl bilmiyorsun?
Aşk, sevgi ile dokunmanın tamamıdır diyecek biri sana,
Al birini, diğeri kalsa da aşksızlık demek olacak..
Ne yani, bunca destansı temassız, aşk olmayacak mı?
O senin dediğin, sevgi ile dokunmanın her hali ise aşk, beter..!
Aşk, bir tutkudur diyor öbürü
Tutku vazgeçmemek ise eğer,
Her halin içinde varsa,
Aşkı yaşatmaktan neden vazgeçiyor?
Aşk,
Ölmeyi göze almak mıdır?
Aşk,
Vazgeçmek midir kendinden?
Bilmiyorum..!
Bildiğim,
Yaşatarak hayatıma katıp, kendimden vazgeçmek istediğimdir.
Her halin içinde varsa,
Aşkı yaşatmaktan neden vazgeçiyor?
Aşk,
Ölmeyi göze almak mıdır?
Aşk,
Vazgeçmek midir kendinden?
Bilmiyorum..!
Bildiğim,
Yaşatarak hayatıma katıp, kendimden vazgeçmek istediğimdir.
Bugün
- Bugün sesini duyamadım.!
-
- İlacımı almamış gibiyim de.
-
-
Kendi kendine konuştuğun an'lar olacak. Aslında, olmasını istediğin hayallerinin özeti serilecek. Güneşin ışığındaki değişiklik hayallerinde kalacak. Ellerini uzattığında kısalacak mesafe. Bugün de sesini duymak isteyeceksin. Hep isteyeceksin. Ee her istediğin olmayacağına göre, bugünü yine hasta geçireceksin. Yarınlara ilişkin provalar yetmeyecek heyecanına. Aslını yaşamak varken.
İlacını alamayacaksın. Yüreğinin burkulmasından ise ayağının morluğuna şükredeceksin belki. Yine de tekleyen bir duygu çember çevirecek aklında. Topaçlara kırbaç vuracaksın zihninde. Kulaklarında bir özlem, bir hasret çınlama melodisinde kalacak.
Farkında olacaksın hayatında sana değenlere. Senin değerlerine. Bazıları canını yakacak. Ayağına batacak. Arafta kalacaksın. Ne yere inebilecek, ne de göğe çıkabileceksin.
Sohbetine katılacak kırmızı şarap. Yıllarca sana adanmışlığın keyfini sürerken o, sen yıllarca gelmeyişine isyan edeceksin. Sonra anlayacaksın ki ;
"Şarap mahzende, o kalbinde yıllanacak"
Geceyi yine ilaç almadan tamamlayacaksın. Gün umuda ışıyorken.
Bugün sesini duyamadım..!
İlacını alamayacaksın. Yüreğinin burkulmasından ise ayağının morluğuna şükredeceksin belki. Yine de tekleyen bir duygu çember çevirecek aklında. Topaçlara kırbaç vuracaksın zihninde. Kulaklarında bir özlem, bir hasret çınlama melodisinde kalacak.
Farkında olacaksın hayatında sana değenlere. Senin değerlerine. Bazıları canını yakacak. Ayağına batacak. Arafta kalacaksın. Ne yere inebilecek, ne de göğe çıkabileceksin.
Sohbetine katılacak kırmızı şarap. Yıllarca sana adanmışlığın keyfini sürerken o, sen yıllarca gelmeyişine isyan edeceksin. Sonra anlayacaksın ki ;
"Şarap mahzende, o kalbinde yıllanacak"
Geceyi yine ilaç almadan tamamlayacaksın. Gün umuda ışıyorken.
Bugün sesini duyamadım..!
Kar Tanesi
Kar tanesi hafifliğinde her dokunuşunda yüzüne,
Gülümsetiyor seni.
Biliyorsun ki dokunmak istiyorsun.
Kıyamıyorsun kırılacak diye.
Hayat.!
Gülümsetiyor seni.
Biliyorsun ki dokunmak istiyorsun.
Kıyamıyorsun kırılacak diye.
Hayat.!
Telaşlı geçmekte olan an'lar,
Geri dönmeyeceklerinden doyasıya yaşatıyorlar onu.
Gelecekte bir gün geçecek diye umut bağlamadan,
Varken, şimdiyi yaşamalısın.
Baharda çiçek gibi gelecek.
Kıskançlığını bir kenara iterek sadakatin tadına varacaksın.
Geri dönmeyeceklerinden doyasıya yaşatıyorlar onu.
Gelecekte bir gün geçecek diye umut bağlamadan,
Varken, şimdiyi yaşamalısın.
Baharda çiçek gibi gelecek.
Kıskançlığını bir kenara iterek sadakatin tadına varacaksın.
Kendi düşürdüğünü yakalamak için dalıştaki kuşların sevinci
Güldürecek seni.
Bomboş arabada kendince konuşup gülümseyen insanlar şaşırtmayacak.
Tesadüf bu ya, aynı plakalara algıda seçicilik diye sığınacaksın.
Hep tebessüm ettirecek onlarca durum göreceksin,
Sabahın vazgeçemediği karanlıklarda.
Güldürecek seni.
Bomboş arabada kendince konuşup gülümseyen insanlar şaşırtmayacak.
Tesadüf bu ya, aynı plakalara algıda seçicilik diye sığınacaksın.
Hep tebessüm ettirecek onlarca durum göreceksin,
Sabahın vazgeçemediği karanlıklarda.
Hasretliğe,
Kavuşmanın yanındaki cüce halindeyken güleceksin.
Karşı yamaçlara bile gönderemediğin sözlere,
Kıyamıyor olacaksın.
Duyulmasından ürkerek kulağına zerk edeceksin.
Sobanın sıcaklığında uyuşsa da bedenin,
Aklın onda seyahat edecek.
Kucağında kırık dökük umut kırıntıları ağırlığını kaybedecek.
Üstüne düşen gölgeler gri tonlarında renk verecek.
Camların dokunduklarında "çın"lamaları,
Yeni umutların gebeliğinde son bulacak.
Doğum sancıları gelmeden yeni gebeliklere gebe olacaksın.
Kar tanesi kadar hafif olacaksın.
Her kar tanesinde ona yağacaksın.
Kar tanesi kadarsın,
Bir tanesi kadar olamayacaksın.
Kavuşmanın yanındaki cüce halindeyken güleceksin.
Karşı yamaçlara bile gönderemediğin sözlere,
Kıyamıyor olacaksın.
Duyulmasından ürkerek kulağına zerk edeceksin.
Sobanın sıcaklığında uyuşsa da bedenin,
Aklın onda seyahat edecek.
Kucağında kırık dökük umut kırıntıları ağırlığını kaybedecek.
Üstüne düşen gölgeler gri tonlarında renk verecek.
Camların dokunduklarında "çın"lamaları,
Yeni umutların gebeliğinde son bulacak.
Doğum sancıları gelmeden yeni gebeliklere gebe olacaksın.
Kar tanesi kadar hafif olacaksın.
Her kar tanesinde ona yağacaksın.
Kar tanesi kadarsın,
Bir tanesi kadar olamayacaksın.
"O"
Hayat, "başlangıçlarla bitişlerin toplamıdır" desem kabul eder misin? Hepimizin varsa bu ilk ve sonları, işte budur hayat. Senin gibi. Hayatım gibi.
Ne kadar sıradan yaşasan da herhangi bir günü "o" değiştirecek işte. Böyle değiştirecek ;
Simsiyah gözleri ve ışıldayan yansımaları ile göç ettirecek seni huzura. Hayata. Sandık dolusu kokuları iteceksin bir kenara. "O" an. Yaşamayı değerli kılan "O".
Uzun zaman nadasta olan toprağın, yeni sürülmüşlüğündeki tazelik. Cana can katan kokusu. Uzakta kalan hayata davet gibi. Bir nefes. Hasret giderircesine derin, baş döndüren yenilenme. Bitmişliğe yeni başlamanın taşikardisi.
Hayat, bu başlangıçlığın bitmeyeni arasındaki umut işte. Her derin bakışında yeni izlere damga vuran. Gelişlerindeki bilinmeyen, daha da geleceğin öyküsü. Kulakların şahit olduğu huzurun melodik sesi. "O".
Mirasını, alıp yıllar öncesinden, bitmeyen bugünlere taşıyan. Gözlerindeki neme kayıtsız kalmak gibi çocukça inat. Ah be çocuk. Anlasana. Kendini başkalarının içine atacağına, içindeki kendini özgür kılsan ya.
O senin hayatın.
Çünkü hayat "seninle, onun" toplamıdır. Hayat sendeki "o"dur.
Hayattır.
Aramızda Kalsın.!
Aramızda kalsın.!
Bazen olmuyor. Nedendir bilinmeyecek. Sonuç yine olmuyor. İçini titreten o yine arayacak ve senin yelkenlerin suya inecek. Bir kez daha. Onlarca, yüzlerce, binlerce. Sesinin titrediğini bilerek boğazındaki düğümü çözmek isteyeceksin.
Bazen olmuyor. Nedendir bilinmeyecek. Sonuç yine olmuyor. İçini titreten o yine arayacak ve senin yelkenlerin suya inecek. Bir kez daha. Onlarca, yüzlerce, binlerce. Sesinin titrediğini bilerek boğazındaki düğümü çözmek isteyeceksin.
Aramızda kalsın.!
O işte. Kulağını fısıldayan sesi ile rüzgarlara meydan okuyan titreşim.
O işte. Kulağını fısıldayan sesi ile rüzgarlara meydan okuyan titreşim.
Hesabı ödeme isteğine duvar olan tavırlarına. Kızgınlığın nefrete dönüşmesine izin vermeyen ılıman iklimine. Hayret edeceksin.
Aramızda kalsın.!
Aramızda kalsın.!
Vazgeçecek mi senden? Sen istedin diye ondan? Yoksa kıskançlık şelalesine daha fazla su vererek çağlayanlara mı nispet edecek?
Aramızda kalsın.!
Bende kalacak mı?
Aramızda kalsın.!
Bende kalacak mı?
12.02.12
Uzun ve sarhoş gecenin ardından,
Sabah oluşuna bir tebessüm ile uyanmak,
İçinde olabileceklerin ılık esintisi,
Gün, güneş içini geçip giderken
Kırılası ellerin uzandığı teknolojik nimet...
Bir anı..! Hayalinde yaşamak istediğin bir an..!
Kilidi olmayan kumbaradan birikimlerini almak istercesine,
Zamanın artırdıklarını harcamak istediğin,
Akşamdan kalma yarım kutlamaya davet,
Gecenin kredisini önceden kullanma icabeti.
Şimdi kullanıp sonra kullanamama yüzsüzlüğü.
Sebep..?
Kalıcı o karede olamamak.
Yarım yamalak tanıdığın kişilerin ilgisizliği
Asıl bildiğinin ilgisi...
Bir fotoğraf.
"Arkadaş olalım" yerine "arka ol" dersi gibi
Yapamam deyişinin bilinmeyen nedenine
Adını veren gün.
12.02.12
Doğum günü mü? O birilerine kutlu olsun.
Ya sana?
12.02.12
Kendinle Face'leştiğin gün
Omuzdaş
Hacı Bey' in Muzafferin yeri. Senden büyük olan herkesin mutlaka suyunu içtiği, kokusunu dışarı cömertte verdiği sıcak mekan. İçeriyi bir kaç saniye görmek için çıkan birisini beklediğin tahta kapı. Kapısına kilit vurulmadan yaşamını özgürce devam ettiren dosthane.
Merak edeceğin içerisinin dekoru ya da kimlerin olduğu değil. Ortaya konulan omuzdaşlıklar. Her ne kadar omuzdaş arkadaş demek olsa da burada anlam değişiveriyor. Olmamış olaylarda kendi kahramanlıklarının rol aldığı hikaye anlatıcısı demek. O yüzden her biri ayrı bir hayat hikayesi gibi gelecek sana. Dinlemenin saflığı boyutlaşacak. "Yok artık.!", "bu kadarı da olmaz ki.!" dedirten hayret ettirecek sana. Hatta anlatan bile inanacak kendi omuzdaşlıklarına.
İçerideki koku caddeye vurunca, hikayelerde ayaklanacak. Süzülüp kapı aralığından özgürleşmeye, gelişmeye firar edecek. Nasıl olacaksa, duyduklarından yeni hikaye çıkarırcasına değişecek esasından. Karabey'in Ayhan, Maliç'in Ahmet, Küçük Mehmet, Abacı'nın Hasan, Çerkez'in Vedat vb. Ortak özellikleri yürümeleri, hareketleri, anlatımları ile kendilerini hemen ayırt edeceksin. Başka bir hal alıyor olacaklar. Hatta omuzdaş'ın duvarına değdikleri bile efsaneleşecek.
Ustaları, Muhtar Fikri, Madara Mustafa, Kuşçu Naci, Meriç İsmail, Çorbacı Sait' den devrolan bu meşhuriyet devam edecek bir nesil daha. Elden ele bedelsiz akıp giden miras gibi. Ne zaman ki herhangi birini oturur göreceksin, hemen yanında yer alarak bekleyeceksin kalabalığın içinde. Kimbilir bu defa ne çıkacak sihirli hafızalardan. Omuzdaşlardan.
"Daş" takısı bir olmayı tamamlıyor sanki. Arkadaş, karındaş, gardaş, yoldaş, dertdaş. Kendiliğinden gelişen duyguların buluşma yerleri. Beklentilerin yok olduğu birliktelikler. Karşı konulmayan gelişlerin ev sahipleri.
Sevgidaş.! Karşılıklı mı olmalı mutlak. İçerdiği formüllerde sonuç mu gerekiyor sence de? Kendin olabilecek misin? Beklenti bu diye bir çarpan ile doğru rakamları bulmak mı istiyorsun? Sınırlar içinde özgür olmak saflığı mümkün mü?
Haydi o zaman. At gitsin "daş" lığı. Arkasında olmak, omuzunda ağlamak, derdinde bulunmak, yolunda tutunmak için. Sevmek için.
Olmadan, var olmak için..!
Sevgidaş.! Karşılıklı mı olmalı mutlak. İçerdiği formüllerde sonuç mu gerekiyor sence de? Kendin olabilecek misin? Beklenti bu diye bir çarpan ile doğru rakamları bulmak mı istiyorsun? Sınırlar içinde özgür olmak saflığı mümkün mü?
Haydi o zaman. At gitsin "daş" lığı. Arkasında olmak, omuzunda ağlamak, derdinde bulunmak, yolunda tutunmak için. Sevmek için.
Olmadan, var olmak için..!
Bendeki Seni
Bir gün ayakların yerden kesilecek. Bir gün bulutlar kadar hafif olacaksın. Yağmayacak olsan da olduğun yerden kalkacaksın. İçin bir boşluğun içinde yer alacakken, sen yer değiştireceksin seninle. Gidip onun yerinden bakacaksın bir de, kendine ve ona.
Gemiye sen bineceksin. Mendil sallayan, sen olacaksın kolun uyuşana kadar. Arkasını dönmüş giden birine, beyaz kumaş ne demek anlayacaksın. Onu uğurlamaya bir de uğurlanan için bakacaksın. Geride neleri bıraktığının ağırlığında yığılıp kalacaksın güvertede. Önünde sonsuz maviliğin boşluğunda yüzeceksin.
Bir kere, yalnızca bir defa aşık olmanın keyfini anacaksın ömrünce. Bir sürü sevmelerinin tam orta yerinde. Bir defa aşık olmanın ışığı ile aydınlanma ayrıcalığı sen olacaksın. Sadece seni sevmenin çılgın duygularında yüzmek ne demek, o zaman anlayacaksın.
Gökyüzünden süzülüp gelen pamuk taneciklerinin sana düşmelerine dokunacaksın. Onca arasından sana gelmenin erimeme isteğini tadacaksın. Kendisini sana beğendirmenin cansız çırpınışlarında, sende nasıl can bulduğunu bileceksin.
Sen de, seni tanımadan tanıyanların kıskanç bakışlarını yakalayacaksın. Bir de onların gözünden bakacaksın kendine. Ve ne kadar haklı olduklarını bir kez daha göreceksin. Sana, başka şık olmadan aşık olan birinin ne hissettiğini anlayacaksın.
Ne dersin? Yapacak mısın?
Görmek ister misin?
Gökyüzünden süzülüp gelen pamuk taneciklerinin sana düşmelerine dokunacaksın. Onca arasından sana gelmenin erimeme isteğini tadacaksın. Kendisini sana beğendirmenin cansız çırpınışlarında, sende nasıl can bulduğunu bileceksin.
Sen de, seni tanımadan tanıyanların kıskanç bakışlarını yakalayacaksın. Bir de onların gözünden bakacaksın kendine. Ve ne kadar haklı olduklarını bir kez daha göreceksin. Sana, başka şık olmadan aşık olan birinin ne hissettiğini anlayacaksın.
Ne dersin? Yapacak mısın?
Görmek ister misin?
En Güzeli
Hatırlıyor musun? Alacalı bulacalı renklerle ilk tanıştığın zamanı. Hani doğuştan bildiğimiz cümbüşün ne kadar önemli izler bıraktığını. Hatırlıyor musun?
-Baba, bu ne renk?
-Kahverengi oğlum
..
-Peki baba, kahve ne renk?
*******
*******
Biteceksin işte. Haydi cevap versene diye bakan boncuk gözlere takılıp kalınca biteceksin. Ya da yeni başlayacaksın. Her bir renk, ne renk diye anlayacaksın. Bilmiyorsan öğreneceksin. Bildiğini zannettiğin gökkuşağı'na yeniden bakacaksın. Mavi, beyaz, sarı, kırmızı, mor, yeşil vb.
Birini ayıracaksın diğerlerinden. Yüzlerce, binlerce karışımdan oluşan her birinin adından da, anlamından da ayrı tutacaksın birini. Koyu olacak. Koyuların en koyusu, en asili, en kralı. Öyle bir koyu olacak ki, üzerini hiç biri, ya da herhangi bir karışımı dahi örtemeyecek. Yeryüzüne de gökyüzüne de en hakim olanı o olacak. Yıldızlar, ay anlamsız kalacak o koyu olmadan. Yeniden hayat bulamayacaklar yoksa o kısacık ömürlerinde. Derin özlem içinde bekleyecekler bir sonraki gelişini.
Işıklar bu kadar mı güzel anlatacak onu, akşamlar bu kadar mı içini döktürecek herkese o olmadan? Gelişinde bütün cesaretler gösterecek kendisini boy boy. İnsanlar kendilerini saf olarak anlatacaklar onun eşlik ettiği sohbetlerde. Utanmalar çıplak kalacak gelişini belli ettiğinde. Koyulaştıkça daha da en çıplak halini alacak farkında olanlar. İster yukarıdan bakacaksın ister aşağıdan. Şarkılar söyletecek, naralar attıracak arınmak isteyenlere. Hele, kırmızı ya da beyaz içeceğin damarlarını zorlayan o masum çığlıklarına ne de yakışacak. Neyin yanına koysan, nelerin altına, üstüne tutsan diğerinin değerini haykıracak. Tevazu ile. Alçakgönüllü koyu.
Hiç de karamsarlık değildir anımsanması. Bilakis candır. Sıcaklık, samimiyet, yuvandır. Seni en çok seven olacak. Sana aşık olan. Başkalarını hiç sevemeyecek kadar çok yalnızca seni seven olacak. Adı koyu olan. Siyah.
Gittikçe yayılacak senin tümüne. Yollara, yıllara, gördüğün hemen her yere. Güne davet eden ilahi seslere bile. Saçı siyah, kaşı siyah, gözü siyah. Hep bilinen isim diye sen değiştireceksin adını. Sadece sana ait olan, senin bildiğin, senin gördüğün adı ile anacaksın, siyahın adını.
Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, herhangi bir duyguda;
-Baba bu ne renk?
-Siyah oğlum.
Tek Kalan
Bir bakacaksın minicik elin ile kocaman parmağa sarılmışsın. Daha fazlasına yetmeyecek gücün. Anlatamayacaksın içindeki hasreti. Öyle sarılacaksın ki yoksun kaldığın zamanların hasretini gidermek istercesine. Peşin peşin gelecek yılların gözlerine bakarak. . Derdin hiç bırakmamak olacakken, sana bu gücü veren ne hissediyor, bilemeyeceksin.
Belki bir gün, kesin bileceksin. Ne zaman ellerin büyüyecek, ne zaman sana uzanan minik bir el göreceksin işte o zaman anlayacaksın. Bir elin bu kadar sıcak olabileceğini. İçindeki fırtınalara güç veren o sarsılmaz duyguların kontrolsüz akışını o zaman tadacaksın. "Bu benim canım" diyeceksin. O zaman ne yaptığını anlayacaksın hayata, hayatta olanlara. Seni Dünyaya tanıtmak istemenin arkasındaki kabadayıca meydan okumanın cesaretini. Görmeyen kalmasın, herkes payını alsın demenin şiirini. Gideceğinin korkusu olmadan yaşayanın, dışa vurumunu.
Arabalara çiçek isimlerini verirken (Yasemin, Fulya, Funda) sana yer yok mu zannediyorsun beş harflik. Nafile. Sen parmak uçlarında iken çarşıya gitme konforuna sahipsin. Ne asil bir adalet. Dengenin öyle sağlandığını şimdi anlayacaksın. Kafanı kaldırıp bakmak istediğinde asalete, güneş gözünü alacak, kocaman bir ele asılı vaziyette. Oyun zannedeceksin çocuk dünyanda. Hatta kendini adam zannedeceksin "adam"ın yanında. Sonra anlayacaksın sen bir izsin. Adamın bıraktığı bir iz.
İz dediğin öyle kolay geçmeyecek hayatından. Öne çıkmaya cesaret eden hiç bir duygu örtemeyecek üzerini. Sahibini bulamasan da izlerinde gideceksin. Gün gelecek yetmeyecek bırakanı arayacak ıslak gözlerin. Hayal meyal göreceksin aslını. Ancak, hep yokluğunu hissedeceksin. Her kayboluşunda, her içinden çıkılamaz durumlarında izler yol gösterecek sana aslının yokluğunda. Adam gibi adamın izleri ile yetineceksin.
Bu da benim sana izim olsun..!
İz dediğin öyle kolay geçmeyecek hayatından. Öne çıkmaya cesaret eden hiç bir duygu örtemeyecek üzerini. Sahibini bulamasan da izlerinde gideceksin. Gün gelecek yetmeyecek bırakanı arayacak ıslak gözlerin. Hayal meyal göreceksin aslını. Ancak, hep yokluğunu hissedeceksin. Her kayboluşunda, her içinden çıkılamaz durumlarında izler yol gösterecek sana aslının yokluğunda. Adam gibi adamın izleri ile yetineceksin.
Bu da benim sana izim olsun..!
Ceviz Lekesi
Ne zaman olduğunu bile unutacaksın. Hangi yıl hangi mevsim hiç önemli olmayacak. Sadece hafta sonu olduğunu ve sadece ertesi günün duygularını bileceksin. Ertesi günün hayatına bu kadar yansıyacağını ertesi günlerde anlayacaksın. Pazartesileri.
Zaten 1,5 gün olan haftasonuna çocukça doymamışken. Gün erken başlasın diye sabahın alacasında uyanıp neler yapacağını planlamadığın o acemi hallerin gözünde tütecek. Akşam olmasın diye minik ellerin yukarı çevrildiği hızlı günler. Kimse kalkmadı diye eline tutuşturulan tepsi ile fırının yollarındaki minik ayaklar. Kısacık mesafelerle daha çabuk alınacakmış gibi upuzun gelen sadece bir sokak.
Sonra o geçmek bilmez zaman. Fırının sıcağı pazar gününü pişirecek gibi cömert. Sıran yaklaştıkça bir telaş minicik yürekte. Ya henüz kimse kalkmamışsa, senin aceleciliğine söylenen eleştirel uyarılar, ya da herkes seni bekliyorsa geç kalmışlığın sitemleri. Zamanlaman iyi olmalı. Bunu o zamandan öğrenmelisin. Yıllarca hayatının önemli parçası olacak. Nereden bileceksin hayatı zamanlamanın bu kadar zamansız geldiğini.
Aniden buluvereceksin günün içinde kendini. Olmak istemediğin yerde olduğunu bile fark etmeden. Ceviz ağacının altında, biraz eğlenceli, çoğunlukla ailene yardım eden mangal gibi yüreğin sahibi olarak. Kırk yıllık işadamı edası ile bilgiç hallerinle. Çok çalışkan olmanın görülmesini arayan bakışlarına, takdir bekleyen kulakların katılacak anında. Aslında derdin bunlar değilmiş anlayacaksın. İşlerin bitip senin kadar olanlara katıldığın oyun saatlerinde. Unuttuğun ise, yarın Pazartesi.
Okulda temizlik kontrolü var. Ve yine minik ellerin ileriye, bu sefer avuçlar yere doğru. Gururla uzatacaksın ileriye. Kolunu uzatırcasına en ileriye. Senin gördüklerini başkaları da görsün diye. Sıran gelince duracak zaman. Varsın dursun. İşe yaramanın çocukça keyfini yaşa işte. Başın üstünde bir el bekliyorken saçını okşayacak, elinde sert bir sızı. Yer değiştirecek duyuların. Aklın eline, elin diğer eline kavuşacak bilinçsizce. Acıyı dindirmek için faydasız sarılacaklar birbirlerine. Sahip çıkacaklar acılarına. İkisi de vurulmuşlardı, ikisi de sızlıyordu yürekten. Tek bir darbe yetmişti ceviz soymaktan miras elindeki kına lekelerine. Oysa o gün temizlik günü idi. Pazartesi.
Teşekkür edeceksin Ülkü Öğretmenine. Ömür boyu minnettar kalacaksın. Her Pazartesi saygıyla anacaksın. Hayatın boyunca ellerini hiç bir pis işe bulaştırmadığı için.. Ülkü Öğretmene
Zaten 1,5 gün olan haftasonuna çocukça doymamışken. Gün erken başlasın diye sabahın alacasında uyanıp neler yapacağını planlamadığın o acemi hallerin gözünde tütecek. Akşam olmasın diye minik ellerin yukarı çevrildiği hızlı günler. Kimse kalkmadı diye eline tutuşturulan tepsi ile fırının yollarındaki minik ayaklar. Kısacık mesafelerle daha çabuk alınacakmış gibi upuzun gelen sadece bir sokak.
Sonra o geçmek bilmez zaman. Fırının sıcağı pazar gününü pişirecek gibi cömert. Sıran yaklaştıkça bir telaş minicik yürekte. Ya henüz kimse kalkmamışsa, senin aceleciliğine söylenen eleştirel uyarılar, ya da herkes seni bekliyorsa geç kalmışlığın sitemleri. Zamanlaman iyi olmalı. Bunu o zamandan öğrenmelisin. Yıllarca hayatının önemli parçası olacak. Nereden bileceksin hayatı zamanlamanın bu kadar zamansız geldiğini.
Aniden buluvereceksin günün içinde kendini. Olmak istemediğin yerde olduğunu bile fark etmeden. Ceviz ağacının altında, biraz eğlenceli, çoğunlukla ailene yardım eden mangal gibi yüreğin sahibi olarak. Kırk yıllık işadamı edası ile bilgiç hallerinle. Çok çalışkan olmanın görülmesini arayan bakışlarına, takdir bekleyen kulakların katılacak anında. Aslında derdin bunlar değilmiş anlayacaksın. İşlerin bitip senin kadar olanlara katıldığın oyun saatlerinde. Unuttuğun ise, yarın Pazartesi.
Okulda temizlik kontrolü var. Ve yine minik ellerin ileriye, bu sefer avuçlar yere doğru. Gururla uzatacaksın ileriye. Kolunu uzatırcasına en ileriye. Senin gördüklerini başkaları da görsün diye. Sıran gelince duracak zaman. Varsın dursun. İşe yaramanın çocukça keyfini yaşa işte. Başın üstünde bir el bekliyorken saçını okşayacak, elinde sert bir sızı. Yer değiştirecek duyuların. Aklın eline, elin diğer eline kavuşacak bilinçsizce. Acıyı dindirmek için faydasız sarılacaklar birbirlerine. Sahip çıkacaklar acılarına. İkisi de vurulmuşlardı, ikisi de sızlıyordu yürekten. Tek bir darbe yetmişti ceviz soymaktan miras elindeki kına lekelerine. Oysa o gün temizlik günü idi. Pazartesi.
Teşekkür edeceksin Ülkü Öğretmenine. Ömür boyu minnettar kalacaksın. Her Pazartesi saygıyla anacaksın. Hayatın boyunca ellerini hiç bir pis işe bulaştırmadığı için.. Ülkü Öğretmene
Özlemek.!
Haydi bugün bir tarif verelim birbirimize. Ne dersin? Yok yok yemek tarifi, pasta, tatlı değil. Onlar kolay işler. Mesela, özlemeyi anlatabilir misin bana? Başarabilir misin?
Dur bir dakika. Bundan önceki denemelerine bir bakalım. Hissettirebildin mi özlediğini? "Evet" ise bugün henüz özlememiş olman gerekiyor. Çünkü tarifini alan senin yaptığını yaptıysa eğer, yanındadır. Yani "o"da seni özlemeyecek kadar yakınındadır.
Yok, hala "özlüyorum" diyebiliyorsan onu, anlatamamışsın. O yüzdendir ki yanında değil özlediğin. O yüzdendir ki özlüyorsun işte. Neyi eksik katıyorsun sözlerine. Sözlerine mi? Sanmıyorum. Ne söylersen söyle yıldızları bir araya getiremezsin. Bir duygu akmalı ikinizin evreninde. Akmalı ki bağlasın birbirine. Kolay laftır "seni özlüyorum" demek, "özledim" demek. Kolay olanı herkes yapıyor unutma. Bunun karşılığında okyanuslara bir damla katabiliyor musun? Sandalda kürek çekerek aşabilirsin belki gölleri, küçük denizleri. "Sen benim okyanusumsun" dediğinde dokunabiliyorsan varsın. Gökyüzünün renklerini yediden fazla olduğunu hissettirebilirsen özlüyorsun. Özlüyorsan uzaktasındır işte.
Haydi tarif et şimdi bana beni özlediğini. Basit sözcüklerle değil. İçimde "evet ya. İşte bu" dedirtecek dalgaları yarat. Gel o zaman istediğin kadar cömertçe yüz sularımda.
Haydi tarif et bana benden başka hiç bir şeyi özlemediğini. Yeşil rengin kokusu hiç birinde yoksa eğer, gel o zaman topraklarım senin bahçen olsun.
Beni özlemeyecek kadar yakınımda ol. Bir gün mutlaka özleyeceksen ve bu sende kalan en derin izim olacaksa ki öyle. Beni özleme..
Haydi tarif et şimdi bana beni özlediğini. Basit sözcüklerle değil. İçimde "evet ya. İşte bu" dedirtecek dalgaları yarat. Gel o zaman istediğin kadar cömertçe yüz sularımda.
Haydi tarif et bana benden başka hiç bir şeyi özlemediğini. Yeşil rengin kokusu hiç birinde yoksa eğer, gel o zaman topraklarım senin bahçen olsun.
Beni özlemeyecek kadar yakınımda ol. Bir gün mutlaka özleyeceksen ve bu sende kalan en derin izim olacaksa ki öyle. Beni özleme..
Benzemez Kimse Sana..!
Benzemez kimse sana
Tavrına hayran olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.
Lütfuna ermek için
Söyle perişan olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.
Tavrına hayran olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.
Lütfuna ermek için
Söyle perişan olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.
Fehmi Tokay
Kim Vardı?
Kim vardı dün gece yanında? O büyük kutlamalara kim eşlik etti? Karanlık boyunca neleri kutladın? Giden yıldan kurtulmak için mi bu coşku? Ne yaptı sana? Sadece üzerek mi el salladı sana? Güzel günlerine şahitlik etmedi mi? Gidiyor diye sevindiren başka neler var hayatında?
Yeşil bir dal koptu unutma. Ağacın sen iken kopan bir dal. İçinde mahcubiyetlerini götürüyor unutma. İçinde keşkelerini de. Üstüne bir gece sürecek kadar toprak atsan da. O senin günlerin idi. Senin yılın idi. Benim yılım idi.
Ne kadar yıl varsa sevinçle gönderdiğin, o kadar yılın geleceğini bilmeden. Kim vardı yanında? Sevdiğin mi? Bunu kutla işte. Eskileri götürdü diye ise bu sarhoşluk, ne hoş. Yalnızsan kim vardı yanında? Gidenin içindeki hali ile mi içtin? Boş.
Ne vardı gecende? Tombala var mı masanda? Yoksa facebook, Twitter ile mi kutladın dostlarını. Kısa bir mesajla mı kutladın sevdiklerini. Sesini duymadan, dokunmadan.
Kim yoktu yanında? Kim?
Yeşil bir dal koptu unutma. Ağacın sen iken kopan bir dal. İçinde mahcubiyetlerini götürüyor unutma. İçinde keşkelerini de. Üstüne bir gece sürecek kadar toprak atsan da. O senin günlerin idi. Senin yılın idi. Benim yılım idi.
Ne kadar yıl varsa sevinçle gönderdiğin, o kadar yılın geleceğini bilmeden. Kim vardı yanında? Sevdiğin mi? Bunu kutla işte. Eskileri götürdü diye ise bu sarhoşluk, ne hoş. Yalnızsan kim vardı yanında? Gidenin içindeki hali ile mi içtin? Boş.
Ne vardı gecende? Tombala var mı masanda? Yoksa facebook, Twitter ile mi kutladın dostlarını. Kısa bir mesajla mı kutladın sevdiklerini. Sesini duymadan, dokunmadan.
Kim yoktu yanında? Kim?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

