En Güzeli

Hatırlıyor musun? Alacalı bulacalı renklerle ilk tanıştığın zamanı. Hani doğuştan bildiğimiz cümbüşün ne kadar önemli izler bıraktığını. Hatırlıyor musun?

-Baba, bu ne renk?
-Kahverengi oğlum
..
-Peki baba, kahve ne renk?


*******

Biteceksin işte. Haydi cevap versene diye bakan boncuk gözlere takılıp kalınca biteceksin. Ya da yeni başlayacaksın. Her bir renk, ne renk diye anlayacaksın. Bilmiyorsan öğreneceksin. Bildiğini zannettiğin gökkuşağı'na yeniden bakacaksın. Mavi, beyaz, sarı, kırmızı, mor, yeşil vb.

Birini ayıracaksın diğerlerinden. Yüzlerce, binlerce karışımdan oluşan her birinin adından da, anlamından da ayrı tutacaksın birini. Koyu olacak. Koyuların en koyusu, en asili, en kralı. Öyle bir koyu olacak ki, üzerini hiç biri, ya da herhangi bir karışımı dahi örtemeyecek. Yeryüzüne de gökyüzüne de en hakim olanı o olacak. Yıldızlar, ay anlamsız kalacak o koyu olmadan. Yeniden hayat bulamayacaklar yoksa o kısacık ömürlerinde. Derin özlem içinde bekleyecekler bir sonraki gelişini. 

Işıklar bu kadar mı güzel anlatacak onu, akşamlar bu kadar mı içini döktürecek herkese o olmadan? Gelişinde bütün cesaretler gösterecek kendisini boy boy. İnsanlar kendilerini saf olarak anlatacaklar onun eşlik ettiği sohbetlerde. Utanmalar çıplak kalacak gelişini belli ettiğinde. Koyulaştıkça daha da en çıplak halini alacak farkında olanlar. İster yukarıdan bakacaksın ister aşağıdan. Şarkılar söyletecek, naralar attıracak arınmak isteyenlere. Hele, kırmızı ya da beyaz içeceğin damarlarını zorlayan o masum çığlıklarına ne de yakışacak. Neyin yanına koysan, nelerin altına, üstüne tutsan diğerinin değerini haykıracak. Tevazu ile. Alçakgönüllü koyu. 

Hiç de karamsarlık değildir anımsanması. Bilakis candır. Sıcaklık, samimiyet, yuvandır. Seni en çok seven olacak. Sana aşık olan. Başkalarını hiç sevemeyecek kadar çok yalnızca seni seven olacak. Adı koyu olan. Siyah.

Gittikçe yayılacak senin tümüne. Yollara, yıllara, gördüğün hemen her yere. Güne davet eden ilahi seslere bile. Saçı siyah, kaşı siyah, gözü siyah. Hep bilinen isim diye sen değiştireceksin adını. Sadece sana ait olan, senin bildiğin, senin gördüğün adı ile anacaksın,  siyahın adını.

Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, herhangi bir duyguda;

-Baba bu ne renk?
-Siyah oğlum.

  

Tek Kalan

Bir bakacaksın minicik elin ile kocaman parmağa sarılmışsın. Daha fazlasına yetmeyecek gücün. Anlatamayacaksın içindeki hasreti. Öyle sarılacaksın ki yoksun kaldığın zamanların hasretini gidermek istercesine. Peşin peşin gelecek yılların gözlerine bakarak. . Derdin hiç bırakmamak olacakken, sana bu gücü veren ne hissediyor, bilemeyeceksin.   


Belki bir gün, kesin bileceksin. Ne zaman ellerin büyüyecek, ne zaman sana uzanan minik bir el göreceksin işte o zaman anlayacaksın. Bir elin bu kadar sıcak olabileceğini. İçindeki fırtınalara güç veren o sarsılmaz duyguların kontrolsüz akışını o zaman tadacaksın. "Bu benim canım" diyeceksin. O zaman ne yaptığını anlayacaksın hayata, hayatta olanlara. Seni Dünyaya tanıtmak istemenin arkasındaki kabadayıca meydan okumanın cesaretini. Görmeyen kalmasın, herkes payını alsın demenin şiirini. Gideceğinin korkusu olmadan yaşayanın, dışa vurumunu. 

Arabalara çiçek isimlerini verirken (Yasemin, Fulya, Funda) sana yer yok mu zannediyorsun beş harflik. Nafile. Sen parmak uçlarında iken çarşıya gitme konforuna sahipsin. Ne asil bir adalet. Dengenin öyle sağlandığını şimdi anlayacaksın.  Kafanı kaldırıp bakmak istediğinde asalete, güneş gözünü alacak, kocaman bir ele asılı vaziyette. Oyun zannedeceksin çocuk dünyanda. Hatta kendini adam zannedeceksin "adam"ın yanında. Sonra anlayacaksın sen bir izsin. Adamın bıraktığı bir iz. 


İz dediğin öyle kolay geçmeyecek hayatından. Öne çıkmaya cesaret eden hiç bir duygu örtemeyecek üzerini. Sahibini bulamasan da izlerinde gideceksin. Gün gelecek yetmeyecek bırakanı arayacak ıslak gözlerin. Hayal meyal göreceksin aslını. Ancak, hep yokluğunu hissedeceksin. Her kayboluşunda, her içinden çıkılamaz durumlarında izler yol gösterecek sana aslının yokluğunda. Adam gibi adamın izleri ile yetineceksin. 


Bu da benim sana izim olsun..!  

Ceviz Lekesi

Ne zaman olduğunu bile unutacaksın. Hangi yıl hangi mevsim hiç önemli olmayacak. Sadece hafta sonu olduğunu ve sadece ertesi günün duygularını bileceksin. Ertesi  günün hayatına bu kadar yansıyacağını ertesi günlerde anlayacaksın. Pazartesileri. 


Zaten 1,5 gün olan haftasonuna çocukça doymamışken. Gün erken başlasın diye sabahın alacasında uyanıp neler yapacağını planlamadığın o acemi hallerin gözünde tütecek. Akşam olmasın diye minik ellerin yukarı çevrildiği hızlı günler. Kimse kalkmadı diye eline tutuşturulan tepsi ile fırının yollarındaki minik ayaklar. Kısacık mesafelerle daha çabuk alınacakmış gibi upuzun gelen sadece bir sokak. 


Sonra o geçmek bilmez zaman. Fırının sıcağı pazar gününü pişirecek gibi cömert. Sıran yaklaştıkça bir telaş minicik yürekte. Ya henüz kimse kalkmamışsa, senin aceleciliğine söylenen eleştirel uyarılar, ya da herkes seni bekliyorsa geç kalmışlığın sitemleri. Zamanlaman iyi olmalı. Bunu o zamandan öğrenmelisin. Yıllarca hayatının önemli parçası olacak. Nereden bileceksin hayatı zamanlamanın bu kadar zamansız geldiğini. 


Aniden buluvereceksin günün içinde kendini. Olmak istemediğin yerde olduğunu bile fark etmeden. Ceviz ağacının altında, biraz eğlenceli, çoğunlukla ailene yardım eden mangal gibi yüreğin sahibi olarak. Kırk yıllık işadamı edası ile bilgiç hallerinle.  Çok çalışkan olmanın görülmesini arayan bakışlarına, takdir bekleyen kulakların katılacak anında. Aslında derdin bunlar değilmiş anlayacaksın. İşlerin bitip senin kadar olanlara katıldığın oyun saatlerinde. Unuttuğun ise, yarın Pazartesi. 


Okulda temizlik kontrolü var. Ve yine minik ellerin ileriye, bu sefer avuçlar yere doğru. Gururla uzatacaksın ileriye. Kolunu uzatırcasına en ileriye. Senin gördüklerini başkaları da görsün diye. Sıran gelince duracak zaman. Varsın dursun. İşe yaramanın çocukça keyfini yaşa işte. Başın üstünde bir el bekliyorken saçını okşayacak, elinde sert bir sızı. Yer değiştirecek duyuların. Aklın eline, elin diğer eline kavuşacak bilinçsizce. Acıyı dindirmek için faydasız sarılacaklar birbirlerine. Sahip çıkacaklar acılarına. İkisi de vurulmuşlardı, ikisi de sızlıyordu yürekten. Tek bir darbe yetmişti ceviz soymaktan miras elindeki kına lekelerine. Oysa o gün temizlik günü idi. Pazartesi.
Teşekkür edeceksin  Ülkü Öğretmenine. Ömür boyu minnettar kalacaksın. Her Pazartesi saygıyla anacaksın. Hayatın boyunca ellerini hiç bir pis işe bulaştırmadığı için.. Ülkü Öğretmene

Özlemek.!

Haydi bugün bir tarif verelim birbirimize. Ne dersin? Yok yok yemek tarifi, pasta, tatlı değil. Onlar kolay işler. Mesela, özlemeyi anlatabilir misin bana? Başarabilir misin? 

Dur bir dakika. Bundan önceki denemelerine bir bakalım. Hissettirebildin mi özlediğini? "Evet" ise bugün henüz özlememiş olman gerekiyor. Çünkü tarifini alan senin yaptığını yaptıysa eğer, yanındadır. Yani "o"da seni özlemeyecek kadar yakınındadır. 

Yok, hala "özlüyorum" diyebiliyorsan onu, anlatamamışsın. O yüzdendir ki yanında değil özlediğin. O yüzdendir ki özlüyorsun işte. Neyi eksik katıyorsun sözlerine. Sözlerine mi? Sanmıyorum. Ne söylersen söyle yıldızları bir araya getiremezsin. Bir duygu akmalı ikinizin evreninde. Akmalı ki bağlasın birbirine. Kolay laftır "seni özlüyorum" demek, "özledim" demek. Kolay olanı herkes yapıyor unutma. Bunun karşılığında okyanuslara bir damla katabiliyor musun? Sandalda kürek çekerek aşabilirsin belki gölleri, küçük denizleri. "Sen benim okyanusumsun" dediğinde dokunabiliyorsan varsın. Gökyüzünün renklerini yediden fazla olduğunu hissettirebilirsen özlüyorsun. Özlüyorsan uzaktasındır işte.


Haydi tarif et şimdi bana beni özlediğini. Basit sözcüklerle değil. İçimde "evet ya. İşte bu" dedirtecek dalgaları yarat. Gel o zaman istediğin kadar cömertçe yüz sularımda. 


Haydi tarif et bana benden başka hiç bir şeyi özlemediğini. Yeşil rengin kokusu hiç birinde yoksa eğer, gel o zaman topraklarım senin bahçen olsun. 


Beni özlemeyecek kadar yakınımda ol. Bir gün mutlaka özleyeceksen ve bu sende kalan en derin izim olacaksa ki öyle. Beni özleme..  

Benzemez Kimse Sana..!

Benzemez kimse sana
Tavrına hayran olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.


Lütfuna ermek için
Söyle perişan olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım.

Fehmi Tokay

Kim Vardı?

Kim vardı dün gece yanında? O büyük kutlamalara kim eşlik etti? Karanlık boyunca neleri kutladın? Giden yıldan kurtulmak için mi bu coşku? Ne yaptı sana? Sadece üzerek mi el salladı sana? Güzel günlerine şahitlik etmedi mi? Gidiyor diye sevindiren başka neler var hayatında?


Yeşil bir dal koptu unutma. Ağacın sen iken kopan bir dal. İçinde mahcubiyetlerini götürüyor unutma. İçinde keşkelerini de. Üstüne bir gece sürecek kadar toprak atsan da. O senin günlerin idi. Senin yılın idi. Benim yılım idi. 


Ne kadar yıl varsa sevinçle gönderdiğin, o kadar yılın geleceğini bilmeden. Kim vardı yanında? Sevdiğin mi? Bunu kutla işte. Eskileri götürdü diye ise bu sarhoşluk, ne hoş. Yalnızsan kim vardı yanında? Gidenin içindeki hali ile mi içtin? Boş. 


Ne vardı gecende? Tombala var mı masanda? Yoksa facebook, Twitter ile mi kutladın dostlarını. Kısa bir mesajla mı kutladın sevdiklerini. Sesini duymadan, dokunmadan. 


Kim yoktu yanında? Kim?