Yeni Bir Şey


Ne zaman olduğunu uyanınca anlıyorsun. Uyuşmuş bir elin, kolun. Talı bir yokluk hissi bir yanın. Önce telaşlı bir çırpınış, geri getirmek için. İnceden karıncalanma, sonunda bir burukluk ile yeniden hayat bulma hali. Gözlerin seçtiği beyazımsı bir karanlık. Akıl etmiyorsun zamanı. Bunca akılsızlıkların arasındaki kaybolup giden zamanı. Davetine cevap vermiyor yarı baygın uyku hali. Gözler direniyor hasretlerini gördükçe, akılda işbirliği içinde komşu gözlerle. Zaman makinesinde acil bir yolculuk. Anında gittiğin bir 13 Temmuz.

Minicik ellerinin, kırmızımsı buruşuk halinle "merhaba" deyişin daha bugün gibi. Yüreklerimizin ortak atıp farklı duygularımızın ortak yerindeyim yine. Geceleri taksitlendirerek, her döneminde üzerini örtme çabalarım. Sonraki ilk devşirmen "fitteeee"

Ettiklerime ortak oluşun bilmeden, isteyip istemeden. Güneşin dönüşü sana daha dün gibi olgunlaşmana tuz biber. Derken birlikte nefes alma egzersizleri ben ortada iken. Sen bir yanımdın. Büyük yanım, cesur yanım. 

Anlamaya çalıştım seni özlemlerimle. Hayran kaldım özgür ruhuna, bazen asiliğine. Takdirimdir hep kendin oluşun, sen oluşun. Yine de bir tık yukarıdaki sıfatımla merak ettim, endişe ettim, söz ettim. Utanmadın, utandırmadın. Başın dik kaldı, bakışın gözlere dimdik. Sevdanı da yaşattın sana sevdalı olan bana. Aşk sende bütünleşti aşık olduğunla (bak bu tarafını çok kıskandım)

Küçücük valizine sığdırdığın kocaman yüreğinle gidiyorsun. Aynı uyuşuk gecelere ortak olacağımızın habercisi. Aydınlanacağımız emanetin "IŞIK" ile avunacağız beraber. MD sembolü ile aklımızla yüreğimizi yan yana koyacağız.  Ellerimiz uzaktan sımsıkı bağlı iken, söyleyebileceğimiz en az söz " Seni Seviyorum" olacak.

Ve bu seferki büyük dönüm noktası işte..

"O Şimdi Mustafa"

Dilan

Ne anlarım oldu hep sınandım. Ne bilgiler aldım cevaplarıyla sınavlara alındım. Bazen bilerek, çoğu zaman bilemeden. Duygularla ya da akıllarla.

Gün olacak ışığı göremeden geceye erken veda ettim. Bazen geç gelir diye, günü çabuk bitirip karanlıklarda bekleyerek. “Sen gönlünü ve zihnini temiz tut” dediler, “ödül mutlaka gelecek” diye. Yokluğunu veya gecikmesini sorgulamadan.

Herkes farklı istese de ben eksikliğini hissettiğimi bekledim hep. Bir yanımdaki yokluğu diğer yanımdakilerle avuttum. Biz üçümüz, üç omuz mücadele etttik geçmişle, an’la, geleceklerle. Anlarımız oldu bunaldık, çoğu zaman mutlu olduk üç omuzdaş.
Ya dördüncü olan nerede idi? Aradığımız, yokluğunu hissettiğimiz dördüncü. Hasretimiz olan. Birimize can verirken bize de kan verecek olan.

Kendim için istediğim, “ahh keşke” dediğim, olsa idi adını dahi verdiğim, dünyaların bana verileceği, dünyaları yoluna sereceğim nerede idi? Gözümden, gözlerden hatta başka gönüllerden sakınacağım, eksiğim nerede?


Kıyamayacağım, kıydırmayacağım olsun istedim yıllarca. Eksiğim tamamlansın istedim. Kızım olsun istedim. Ve tanrı seni verdi. Kızımı, Dilan’ ımı.
Doğum günün kutlu olsun kızım.

11 Şubat

Ne yaş dinleyecek akıl, ne de baş. Sevdanın yörüngesinde bulacaksın kendini. Hep taze iken ayak izleri yörüngesinde kalacaksın. İstediği kadar uzak tutsun kendini senden kara gözlün. Gözünün akının isyanı varken siyaha, siyahın uyumu dolacak gecelerine, günlerine. Nazire ile yarışacaklar kendilerinde. Gülüşünde tamamlanacak buğulu ürkekliğin. 

Çok olacak tekrarı sana çok. Sayamayacak kadar çok. Saymaya yetecek ömür dilenirken bitmesin diye. Dinç kalmanın sırrını bulacak kadar derin kuyularda olacaksın. Aniden gelecek, herhangi bir anda, genellikle gecenin düştüğü  zamanlarda. Önce ürperti, titreme ve sonra ılık bir lodos esintisiyle. Bulut değecek yüzüne, O bildiğin yumuşacık ve tanıdık dokunuş saracak seni. Yağmurun tadını alacaksın dudaklarında. Tutkuların filizlenecek nadastaki topraklarında. Sonra vuracak dindiremediğin hasret. Ve tabi ki kurudukça ıslanan, yeniden, cömertçe. Gülüşlerine kıyamayacaksın düşmesin diye. Düşüpte derin çukurlar açamasın. 

Gözlerini açtıracak kadar sahici, yokluğuna "yok" diyecek kadar inatçı. "O" işte. Geçmişe direnen, unutamadıkça artan hasretin gelişi yine onunla. Kim bilir, defalarca gelen "keşke" lerin intikamı, ya da ödülü. Her an yaşatacaksın sen de. Tapusu onda olan dört odacık bir aort' unda kurulmuşken tahtına. Hiç bir kimseye daha yer kalmamışken, bu işgal kuvvetinin sana öğrettiğine sarılacaksın kusursuzca. Yalnız o'na ait yaşattıklarından "iyiki" lere taşınacaksın. Huzurunun ve keyfinin kaynağını bu duyguda yaşayacaksın. Dünyadaki cennete giriş biletin olacak nefesi. 

Yeni yaşlarını kutlayacaksın gönlünce. Festivallerin coşkusu tek başına saracak seni, sınırsızca. Öğrendiğin her ne ise sürekli yenileyerek geliştirirken, onun öğrettiği aşka sadık kalacaksın değiştiremeden. O yüzden o'na hep aşık kalacaksın. Aşık kalmanın yolunu ise, doğum günlerinde yalnız kalmakta bulacaksın. Oki doki?

Ne Yaptın Be Adam?

Ne yaptın be çocuk? 
Ne zaman geldik buralara? Adam oluşuna şahitliğim çok eski olsa da, adamlığını yapmaya henüz hazır değilken ki sarsılış bu. Gül'ü mü anlamaya çalışmalı, bülbül'ü mü? Bir kocaman yumru bu, yeni devşirme zamanının. 

Bundan öncekilerin gururu ile, bundan sonrakilerin onuru. Diyememek sana, "helal olsun"u, "aferin sana"yı. Konuşamamak bir kaç lakırdıyı, ya sesten ya gözlerden yakalanmak işte.

Ne yaptın be adam?
Var mı böyle bırakıp gitmek? Seni alıp götüren sevdanızın saygısı içimde iken. Yerine sığmayıp götürenin sevgisi, dalgalarla üstüme gelirken. Bakışlarınızdaki parıltının söyledikleri bile söndüremiyor iken ateşi. Sonra yine. Yeniden valla. Ne kadar da yüklemişsin sadakati. Anlamak seni başka bir boyutuyla vuruyor tokadı. Babalık. Adamlığın babalığı. Babalığın telaşı benimkisi, senin adamlığının başlamasına. Burukluğu, yumuşacık ellerinde kaybolurken, parmağında başlayan parlaklık ile bitişi işte. 

Ne yaptın ise iyi ki yaptın be adam..!



13 Temmuz

Onüç Temmuz sıcağı. Henüz ben gençliğimin sıcağında. Büyümeme, olgunlaşmama verdiğin katkı.
Ne olduğumu tam anlayamadan seni anladım. İlk kucağıma aldığımda, ilk bakışlarında. Bir tuhaf esinti verdi nefesin, doğduğumdaki gibi tarifsiz. Can kattın, nefes kattın. 


Duruşun ile, davranışların ve tutumların ile koskocaman ADAM oldun her yeni yaşında.


Ve her yeni yaşın ile beni de büyüttün. Bana da öğrettin delikanlılığı. 
Dünya'da yaptığım en iyi iki şeyin ilki idin, büyüğü idin. 


Seni seyrettim yine bu sabah çıkmadan. Uzun ve hayranlıkla seyrettim. Birlikte verdiğimiz mücadeleler geldi gözüme.
Ve bunlardan kazanarak çıkışımızda, senin değerlerini yineledim. Özgürlüğüne olan bağlılığına hayran kaldım. Sevgine olan sadakatine. 
Asi ve fırtınalı düşüncelerin cazip geldi. Mücadelen. 


Sen cansın. Gençliğin gençliğim, sevdiğin evladım. 
Temiz yaşa, adınla yaşa. 


Mustafa'm... 

Alıntı


Dünya'ya geldiğim ilk gün belkide baba olduğunu hissettirdim sana, iyi ki hissettirmişim. Gözlerimi Dünyaya açtığımda seni tanımıyordum belki ama yıllar sonra seni tanıdıkça eğriyi doğruyu ayırt edebildikce, senin Dünyanın en güzel babası olduğunu, benimde çok şanslı bir evlat olduğumu anlamıştım. 

Belkide sen kucağına ilk gün beni aldığında bana manevi olarak verdiğin "Mustafa hiç bir şeyden korkma, her konuda baban arkanda, kaya gibi" hissini yaratmışsın ki bana, şu anda böyle hissediyorum. Bu sanırım senin bana verdiğin enerji ile alakalı. Ben Dünya'nın en güzel ve en güçlü babasına "baba" dediğim için gurur duyuyorum. Senin, benim her konuda arkamda olman bana her şeyde destek oluyor olman, o güzel baba kalbinden geliyor sanırım. Sen bana kalırsa Dünya'nın en güzel kalbine sahip babasısın. Babadan öte arkadaş, kardeş, dost, çoğu zaman anne oldun. 

Senin bizim için yaptıklarınla ve yapacaklarınla her zaman mutlu oldum ve oluyorum da. Seni çok seviyorum iyi ki sen benim babamsın, iyi ki senin oğlunum. Babalar günün kutlu olsun....

Mustafa

Bahar

Minicikken tanışacaksın bahar ile.
Birisi ilk, diğeri son olan.
Aklında kalan ilki olacak, rengi, sıcaklığı, öncekinden çıkıyor olmanın nedeni.
Kimbilir, ömrü kısa olduğundan belki,
Belki gecikmesinden.
Canlı, taptaze, yeniden doğuş, 
Diğerlerini es geçeceksin büyüleyici ilk olana,





Sonra fark edeceksin sona kalanı,
Sonra üşüyeceksin sonla, sonunda
Yaprağın sarardığı en zayıf anında
Vedalaşırken dalından, isteksiz düşüşüne son defa bakacaksın.
Adını son koyacaksın.
Adını sarı koyacaksın.
Sen, sonbaharın son yaprağı olacaksın.
En küçük esintinin esaretinde.
Nerede kırılıp nerede son bulacaksın.
Dalın yalın kalışına teselli olamayacaksın.
Bahar yine gelecek dallara.
Sen yok olacaksın.

O Şimdi

"Merhaba" dediğin gün başladı her şey,
Öncekileri yok sayarcasına, ağlamaların ile verdiğin cevap. "Merhaba"
O, kırmızımsı ve buruşuk halin ile
Bekleyenlerin hasretini sona erdiren gelişine. "Merhaba"
Olgunluğuma en güzel hediye idin. Babalığa.

Zor yıllar geçirdin kaderine inat, kader arkadaşlarınla.
Şimdi yolun açık olsun. 
Hayatını istediğin gibi yoğuracağın, çok uzun olmasını dilediğim yolculuğunda.
Kabullenmek imkansız olsa da, sessiz kaldığım hallerimle seninleyim. 
Yolun açık olsun.
Aynı burukluk, aynı buruşukluk, eksik olan kırmızı. İçimde saklı.
Gelişini unutturmayan bu gidişinin başlangıcına.

Gurur, hüzün ve merak edişin bu tatsız karışımına,
Artık, sen hayatla daha farklı mücadele edecek asker,
Artık, ben asker(ler) babası,hiç bırakma(yın) elimi.
Yine ilkleri başlatan küçücük yüreğinle,
Nazlı, sert, duygulu ve sıcak. Canberk.
"O şimdi Canberk"

İstersen.!

Sen bana aşık olma istersen.
Benim sana olduğum kadar yeter ikimize de.
Sen bana aşık olma istersen.
Biz oturup sabahlara kadar şarap içelim.
Sonra çıkıp yağmur altında el ele yürüyelim.
Deniz kenarında dalgaların bize vurmasına aldırış etmeden, vapurlara bakalım.
Sen bana aşık olma istersen.


Maça gidelim, küfür falan edelim,
Konsere gidelim, beraber şarkılar söyleyip yürüyerek eve dönelim.
İnip arabadan yalın ayak çimlerde yürüyelim, uçurtma uçuralım mesela.
Sen bana aşık olma istersen.
Gece olunca yıldızları seyredelim.
Masayı ben hazırlayayım, sen mezeleri sırala
Sonra çıkalım dışarı, kedilerle köpeklerle yarışalım
Birbirimizi sobeleyelim, "elim sende" diyelim bayılana kadar


Sen bana aşık olma istersen.
Duru bir çocuk gibi,
Ev yapalım, evcilik oynayalım. 
Sonra oturup ciddi konular konuşalım, Dünyayı kurtaralım. 
Sen bana aşık olma istersen.
Yakaladığımız komik anlara gülelim,
Konuşalım sabaha kadar, akşama kadar
Sen bana aşık olma istersen.
Yeter ki ömrümüzün sonuna kadar beraber uyuyalım, uyanalım.
Benim sana aşık olduğum kadar yeter ikimize de.

Bugün Ben,

Yok işte bir yanım. Koskocaman bir yarım.
Zorunlu kabullenişin can acıtan hali. İsyanını günah sayacak öte beri.
Karıncanın sessiz isyanındaki feryat. Bu, insanı baştan çıkaracak yani.

Kusura bakmayacaksın canım. Sana değil bu sefer satırların dili.
Var olan bir yanım sen iken, diğer yarımın yokluğuna arayışım. 

Otuzbeş yıl bugün ise yokluğunda, bir otuzbeş daha bekleyecek mi bu halim?
Biliyorum. Biliyorum ki hiç ulaşamayacağım. 
Ya beyaz, ya da koyu kırmızı at ile,
Ya lacivert, ya da vişne rengi arabalarla rüyalara gelen.
Aklımdaki hali ile fotoğrafları,
Uyanışımdaki burukluk.
Ve, yeniden uyuma arzusu ile tutuşmak. 

Binlerce kez canım acıdı her danışmak istediğimde.
Dokunsa istedim, görebilse istedim. Eserini.
Söyleseydi ya, söyleyebilseydim ahh.
-"Seni Seviyorum"  

Yok işte. Bugün yine olamadığının dönümünde. 
Tam olamadığımın gölgesinde.
İzleri varken avutan, kendisi yok işte. 

-"Babamı çok özlüyorum"

Aşk?

Durduk yerde soracaklar sana.
-Aşk nedir?
İkisi birden soracak.
-Söylesene yaaa, aşk nedir?
-Bilmiyorum.
-Nasıl bilmiyorsun? 


Aşk, sevgi ile dokunmanın tamamıdır diyecek biri sana,
Al birini, diğeri kalsa da aşksızlık demek olacak..
Ne yani, bunca destansı temassız, aşk olmayacak mı?
O senin dediğin, sevgi ile dokunmanın her hali ise aşk, beter..!


Aşk, bir tutkudur diyor öbürü

Tutku vazgeçmemek ise eğer,
Her halin içinde varsa, 
Aşkı yaşatmaktan neden vazgeçiyor?


Aşk,
Ölmeyi göze almak mıdır?
Aşk,
Vazgeçmek midir kendinden?


Bilmiyorum..!


Bildiğim, 
Yaşatarak hayatıma katıp, kendimden vazgeçmek istediğimdir.

Bugün

- Bugün sesini duyamadım.!
-
- İlacımı almamış gibiyim de.
-

Kendi kendine konuştuğun an'lar olacak. Aslında, olmasını istediğin hayallerinin özeti serilecek. Güneşin ışığındaki değişiklik hayallerinde kalacak. Ellerini uzattığında kısalacak mesafe. Bugün de sesini duymak isteyeceksin. Hep isteyeceksin. Ee her istediğin olmayacağına göre, bugünü yine hasta geçireceksin. Yarınlara ilişkin provalar yetmeyecek heyecanına. Aslını yaşamak varken. 
İlacını alamayacaksın. Yüreğinin burkulmasından ise ayağının morluğuna şükredeceksin belki. Yine de tekleyen bir duygu çember çevirecek aklında. Topaçlara kırbaç vuracaksın zihninde. Kulaklarında bir özlem, bir hasret çınlama melodisinde kalacak. 
Farkında olacaksın hayatında sana değenlere. Senin değerlerine. Bazıları canını yakacak. Ayağına batacak. Arafta kalacaksın. Ne yere inebilecek, ne de göğe çıkabileceksin. 
Sohbetine katılacak kırmızı  şarap. Yıllarca sana adanmışlığın keyfini sürerken o, sen yıllarca gelmeyişine isyan edeceksin. Sonra anlayacaksın ki ;
"Şarap mahzende, o kalbinde yıllanacak"


Geceyi yine ilaç almadan tamamlayacaksın. Gün umuda ışıyorken.


Bugün sesini duyamadım..!

Kar Tanesi

Kar tanesi hafifliğinde her dokunuşunda yüzüne, 
Gülümsetiyor seni. 
Biliyorsun ki dokunmak istiyorsun. 
Kıyamıyorsun kırılacak diye. 
Hayat.!
Telaşlı geçmekte olan an'lar, 
Geri dönmeyeceklerinden doyasıya yaşatıyorlar onu. 
Gelecekte bir gün geçecek diye umut bağlamadan, 
Varken,  şimdiyi yaşamalısın. 
Baharda çiçek gibi gelecek. 
Kıskançlığını bir kenara iterek sadakatin tadına varacaksın. 
Kendi düşürdüğünü yakalamak için dalıştaki kuşların sevinci 
Güldürecek seni. 
Bomboş arabada kendince konuşup gülümseyen insanlar şaşırtmayacak. 
Tesadüf bu ya, aynı plakalara algıda seçicilik diye sığınacaksın. 
Hep tebessüm ettirecek onlarca durum göreceksin, 
Sabahın vazgeçemediği karanlıklarda. 
Hasretliğe, 
Kavuşmanın yanındaki cüce halindeyken güleceksin. 
Karşı yamaçlara bile gönderemediğin sözlere, 
Kıyamıyor olacaksın. 
Duyulmasından ürkerek kulağına zerk edeceksin.
Sobanın sıcaklığında uyuşsa da bedenin, 
Aklın onda seyahat edecek. 
Kucağında kırık dökük umut kırıntıları ağırlığını kaybedecek. 
Üstüne düşen gölgeler gri tonlarında renk verecek. 
Camların dokunduklarında "çın"lamaları,
Yeni umutların gebeliğinde son bulacak. 
Doğum sancıları gelmeden yeni gebeliklere gebe olacaksın. 
Kar tanesi kadar hafif olacaksın. 
Her kar tanesinde ona yağacaksın. 
Kar tanesi kadarsın, 
Bir tanesi kadar olamayacaksın.   

"O"

Hayat, "başlangıçlarla bitişlerin toplamıdır" desem kabul eder misin? Hepimizin varsa bu ilk ve sonları, işte budur hayat. Senin gibi. Hayatım gibi.
Ne kadar sıradan yaşasan da herhangi bir günü "o" değiştirecek işte. Böyle değiştirecek ;

Simsiyah gözleri ve ışıldayan yansımaları ile göç ettirecek seni huzura. Hayata. Sandık dolusu kokuları iteceksin bir kenara. "O" an. Yaşamayı değerli kılan "O". 

Uzun zaman nadasta olan toprağın, yeni sürülmüşlüğündeki tazelik. Cana can katan kokusu. Uzakta kalan hayata davet gibi. Bir nefes. Hasret giderircesine derin, baş döndüren yenilenme. Bitmişliğe yeni başlamanın taşikardisi. 

Hayat, bu başlangıçlığın bitmeyeni arasındaki umut işte. Her derin bakışında yeni izlere damga vuran. Gelişlerindeki bilinmeyen, daha da geleceğin öyküsü. Kulakların şahit olduğu huzurun melodik sesi. "O".

Mirasını, alıp yıllar öncesinden, bitmeyen bugünlere taşıyan. Gözlerindeki neme kayıtsız kalmak gibi çocukça inat. Ah be çocuk. Anlasana. Kendini başkalarının içine atacağına, içindeki kendini özgür kılsan ya. 
O senin hayatın. 

Çünkü hayat "seninle, onun" toplamıdır. Hayat sendeki "o"dur.
Hayattır. 
   

Aramızda Kalsın.!

Aramızda kalsın.! 
Bazen olmuyor. Nedendir bilinmeyecek. Sonuç yine olmuyor. İçini titreten o yine arayacak ve senin yelkenlerin suya inecek. Bir kez daha. Onlarca, yüzlerce, binlerce. Sesinin titrediğini bilerek boğazındaki düğümü çözmek isteyeceksin. 
Aramızda kalsın.!
O işte. Kulağını fısıldayan sesi ile rüzgarlara meydan okuyan titreşim. 
Hesabı ödeme isteğine duvar olan tavırlarına. Kızgınlığın nefrete dönüşmesine izin vermeyen ılıman iklimine. Hayret edeceksin.
Aramızda kalsın.! 
Vazgeçecek mi senden? Sen istedin diye ondan? Yoksa kıskançlık şelalesine daha fazla su vererek çağlayanlara mı nispet edecek?
Aramızda kalsın.!
Bende kalacak mı?

12.02.12

Uzun ve sarhoş gecenin ardından,
Sabah oluşuna bir tebessüm ile uyanmak,
İçinde olabileceklerin ılık esintisi,
Gün, güneş içini geçip giderken
Kırılası ellerin uzandığı teknolojik nimet...
Bir anı..! Hayalinde yaşamak istediğin bir an..!
Kilidi olmayan kumbaradan birikimlerini almak istercesine,
Zamanın artırdıklarını harcamak istediğin,
Akşamdan kalma yarım kutlamaya davet,
Gecenin kredisini önceden kullanma icabeti.
Şimdi kullanıp sonra kullanamama yüzsüzlüğü.
Sebep..?
Kalıcı o karede olamamak.
Yarım yamalak tanıdığın kişilerin ilgisizliği
Asıl bildiğinin ilgisi...
Bir fotoğraf.
"Arkadaş olalım" yerine "arka ol" dersi gibi
Yapamam deyişinin bilinmeyen nedenine
Adını veren gün.
12.02.12
Doğum günü mü? O birilerine kutlu olsun.
Ya sana?


12.02.12 
Kendinle Face'leştiğin gün







Omuzdaş

Hacı Bey' in Muzafferin yeri. Senden büyük olan herkesin mutlaka suyunu içtiği, kokusunu dışarı cömertte verdiği sıcak mekan. İçeriyi bir kaç saniye görmek için çıkan birisini beklediğin tahta kapı. Kapısına kilit vurulmadan yaşamını özgürce devam ettiren dosthane.
Merak edeceğin içerisinin dekoru ya da kimlerin olduğu değil. Ortaya konulan omuzdaşlıklar. Her ne kadar omuzdaş arkadaş demek olsa da burada anlam değişiveriyor. Olmamış olaylarda kendi kahramanlıklarının rol aldığı hikaye anlatıcısı demek. O yüzden her biri ayrı bir hayat hikayesi gibi gelecek sana. Dinlemenin saflığı boyutlaşacak. "Yok artık.!", "bu kadarı da olmaz ki.!" dedirten hayret ettirecek sana.   Hatta anlatan bile inanacak kendi omuzdaşlıklarına.  

İçerideki koku caddeye vurunca, hikayelerde ayaklanacak. Süzülüp kapı aralığından özgürleşmeye, gelişmeye firar edecek. Nasıl olacaksa, duyduklarından yeni hikaye çıkarırcasına değişecek esasından. Karabey'in Ayhan, Maliç'in Ahmet, Küçük Mehmet, Abacı'nın Hasan, Çerkez'in Vedat vb. Ortak özellikleri yürümeleri, hareketleri, anlatımları ile kendilerini hemen ayırt edeceksin. Başka bir hal alıyor olacaklar. Hatta omuzdaş'ın duvarına değdikleri bile efsaneleşecek. 

Ustaları, Muhtar Fikri, Madara Mustafa, Kuşçu Naci, Meriç İsmail, Çorbacı Sait' den devrolan bu meşhuriyet devam edecek bir nesil daha. Elden ele bedelsiz akıp giden miras gibi. Ne zaman ki herhangi birini oturur göreceksin, hemen yanında yer alarak bekleyeceksin kalabalığın içinde. Kimbilir bu defa ne çıkacak sihirli hafızalardan. Omuzdaşlardan. 

"Daş" takısı bir olmayı tamamlıyor sanki. Arkadaş, karındaş, gardaş, yoldaş, dertdaş. Kendiliğinden gelişen duyguların buluşma yerleri. Beklentilerin yok olduğu birliktelikler. Karşı konulmayan gelişlerin ev sahipleri.

Sevgidaş.! Karşılıklı mı olmalı mutlak. İçerdiği formüllerde sonuç mu gerekiyor sence de? Kendin olabilecek misin? Beklenti bu diye bir çarpan ile doğru rakamları bulmak mı istiyorsun? Sınırlar içinde özgür olmak saflığı mümkün mü?

Haydi o zaman. At gitsin "daş" lığı. Arkasında olmak, omuzunda ağlamak, derdinde bulunmak, yolunda tutunmak  için. Sevmek için.

Olmadan, var olmak için..!  

Bendeki Seni

Bir gün ayakların yerden kesilecek. Bir gün bulutlar kadar hafif olacaksın. Yağmayacak olsan da olduğun yerden kalkacaksın. İçin bir boşluğun içinde yer alacakken, sen yer değiştireceksin seninle. Gidip onun yerinden bakacaksın bir de, kendine ve ona. 

Gemiye sen bineceksin. Mendil sallayan, sen olacaksın kolun uyuşana kadar. Arkasını dönmüş giden birine, beyaz kumaş ne demek anlayacaksın. Onu uğurlamaya bir de uğurlanan için bakacaksın. Geride neleri bıraktığının ağırlığında yığılıp kalacaksın güvertede. Önünde sonsuz maviliğin boşluğunda yüzeceksin. 

Yılların her anından intikam alacaksın onun yerine. Neden diye sorulara cevap ararken kendini eksik göreceksin. Soğumaların yerine sıcaklığın sızlamasını tadacaksın. 

Bir kere, yalnızca bir defa aşık olmanın keyfini anacaksın ömrünce. Bir sürü sevmelerinin tam orta yerinde.  Bir defa aşık olmanın ışığı ile aydınlanma ayrıcalığı sen olacaksın. Sadece seni sevmenin çılgın duygularında yüzmek ne demek, o zaman anlayacaksın. 


Gökyüzünden süzülüp gelen pamuk taneciklerinin sana düşmelerine dokunacaksın. Onca arasından sana gelmenin erimeme isteğini tadacaksın. Kendisini sana beğendirmenin cansız çırpınışlarında,  sende nasıl can bulduğunu bileceksin. 


Sen de, seni tanımadan tanıyanların kıskanç bakışlarını yakalayacaksın. Bir de onların gözünden bakacaksın kendine. Ve ne kadar haklı olduklarını bir kez daha göreceksin. Sana, başka şık olmadan aşık olan birinin ne hissettiğini  anlayacaksın.


Ne dersin? Yapacak mısın?  


Görmek ister misin?