Dışarıdan bakmak kolaydır çoğu zaman. Doğamızda mı var nedir? Bilmeden neye baktığımızı. Nasıl baktığımızın resmidir sözlerimiz. Anlatırken.
Gördüğünde birini, tanırsın hemen. "Çok sevdim ben bunu", "ı-ıh içim ısınmadı", "sinir oldum", "tehlikeli biri" vb. Haydi diyelim ki tedbirli olmayı seviyorsun. Korkuyorsun riske girmekten. Olumsuz tanımlamalardan, sıfatlardan vazgeçtim, sevdiklerine de aynı bakıyorsan eğer, gerçek olmamasından korkuyorum. Yani doğru değilse sevdiğin, seveceğin? Önü ardı olmaz bunun. Yargıdır işte. Sanki ön olunca zamanla değişecek de ardı olacak.
Kanıtlamak zorunda kalmadan yaşamak varken. Zorlamayı sevmenin dürtüsü içinde kendimizi üzüyoruz ya. Buna yanıyorum. Sonra değiştiriverirsin hemen, "ben seni yanlış tanımışım". Yok kardeşim. Ne değişti? Neden değişti diye soran yok. Cevabı olsa da "o" değildir değişen. Sensin. Benim. Birini görsen yolda kendine güvenden "kasılıyor" dersin dik duruşundan. Bilmiyorsun ki sırtındaki rahatsızlıktan. Cılız, şişko, kel diye etiketlersin. Yoksulluk mu, hastalık mı bilmeden. Süratli ve tehlikeli araba kullanıyordur asi. Hatta baba parası yiyen "tiki" dir. Bilinmez ki kaybetmek üzere olduğu birisi için hastaneye yetişmesi gerekiyor.
Gördüğünde birini, tanırsın hemen. "Çok sevdim ben bunu", "ı-ıh içim ısınmadı", "sinir oldum", "tehlikeli biri" vb. Haydi diyelim ki tedbirli olmayı seviyorsun. Korkuyorsun riske girmekten. Olumsuz tanımlamalardan, sıfatlardan vazgeçtim, sevdiklerine de aynı bakıyorsan eğer, gerçek olmamasından korkuyorum. Yani doğru değilse sevdiğin, seveceğin? Önü ardı olmaz bunun. Yargıdır işte. Sanki ön olunca zamanla değişecek de ardı olacak.
Kanıtlamak zorunda kalmadan yaşamak varken. Zorlamayı sevmenin dürtüsü içinde kendimizi üzüyoruz ya. Buna yanıyorum. Sonra değiştiriverirsin hemen, "ben seni yanlış tanımışım". Yok kardeşim. Ne değişti? Neden değişti diye soran yok. Cevabı olsa da "o" değildir değişen. Sensin. Benim. Birini görsen yolda kendine güvenden "kasılıyor" dersin dik duruşundan. Bilmiyorsun ki sırtındaki rahatsızlıktan. Cılız, şişko, kel diye etiketlersin. Yoksulluk mu, hastalık mı bilmeden. Süratli ve tehlikeli araba kullanıyordur asi. Hatta baba parası yiyen "tiki" dir. Bilinmez ki kaybetmek üzere olduğu birisi için hastaneye yetişmesi gerekiyor.
İnsan sarrafı oldum diye de keyiflenirsin. Sarraf olmak için aynısını daha öncede görmek bilmek gerekiyor. Her şeyin sarrafı olursun da "İnsan" sarrafı nasıl olunur ki? Yok bir benzeri. Bir tane o. Bu yüzden çok değerli. E sen bir tane olan insana nasıl sarraflık edeceksin.
Dışarıdan bakmaman gerekiyor demek ki. İçeriye bakmandır erdemli olan. Yani kendine bakman. Hangimiz kendimizi bu kadar içe dönük bakarak anlatıyoruz? Başkası hakkında saatlerce konuşabiliyorsan, kendini tanıtmaya gelince bir kaç dakika. Pehh.. İşte bu kadarım ben diyorsun. O da nerede doğdun, nerede okudun, kardeş sayın, yaşın, ve iş gibi. Bu kadarcık mısın? Yok mu değerlerin, duyguların? Kendine özel tanımlamaların, becerilerin nerede? Neymiş efendim onlar özelmiş. Sen özelsin işte. Bana seni anlat kardeş. Sadece seni.
Bırak beni.
Sonra da savunursun yine. "benim ön yargım" diye. Ne işine yarayacaksa. Dur biraz. Bekle. Kendini tanıyor musun? Beni tanımaya fırsat veriyor musun? Sonunda ne diyeceksen desene. Adını hatırlamıyorum da ne güzel söylemiş söyleyen."Tanrı bile beni yargılamak için ölmemi beklerken, sen kim oluyorsun da iki dakikada beni yargılıyorsun"
Kurtulacak mısın? Yargılarından.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder